Kültür-Sanat - Edebiyat

Paylaşımlar :

  • AŞK YAKTI, SİNAN YAPTI

     Gençti Mihrimah…

    Gencecik.
    Güneş ile ay gibiydi yüzü. Gündüz güneş olur kavurur, gece ay olur ışırdı güzelliği.
    Saçları Boğaz’ın dalgaları gibi savrulurdu rüzgarda, Boğaziçi kokardı teni.
    Mihrimah güzeldi, çok güzel…
     
    Sinan, Koca Sinan…
    Başmimarıydı sarayın. Devlet-i Osmanî’nin en büyük ustası. Ustaların da üstadı.
    Hünerliydi elleri, üretkendi yüreği.
    Koca Sinan, bir koca çınar Sadabat’ta…
     
    Bir seferde gördü Sinan Mihrimah’ı.
    Çarpıldı aralarındaki onlarca yıllık yaş farkına bakmaksızın.
    Tutuldu aşkın girdabına 15 yaşın güzelliğini tüm incelikleriyle barındıran Mihrimah’ı görünce.
    Evinde sefer dönüşünü bekleyip her gece yüreğinde hasret yangınlarıyla ağlayan Mihri’yi unuttu.
    Aşkın belasına gark oldu bir kere, geri dönülmezdi…
     
    Yarım asrı devirmiş Sinan kavuşamadı sevgiliye.
    Kavuşamadı ama söküp atamadı da aşkını kalbinden.
    Sinan ağladı, Mihri ağladı…
    Biri ulaşamamak, diğeri kaybetmekten yandı.
    Bir Mihrimah bilmedi.
     
    Sinan atamayınca sevgisini yüreğinden, taşlara işledi aşkını.
    Akıllara durgunluk verecek eserler ile ölümsüz kılmaya ant etti sevdasını.
    Öyle de yaptı.
    Donattı İstanbul’u hanlar, hamamlar, camiiler ve külliyelerle… Her birinin, her bir taşına aşkını nakşetti, yüceltti karşılıksız hislerini.
     
    Yüzyıllar geçti üzerinden bu sevdanın ve konulan ilk tuğlanın.
    Ziyaret edenlerin hiç biri bilmedi Mihrimah’ı. Mihri’den zaten bihaberler.
    Herkes Sinan’ı bildi, Mimar Sinan’ı…
    Külliyelere, hanlara, köprülere baktıkça nasıl bir hizmet hissi ile yaptığını hayal ettiler…
    Camileri, medreseleri gördükçe nasıl bir iman taşıdığını düşünerek gıpta ettiler…
     
    Oysa hepsi de o aşk belasının birer eseri değil miydi..?
    Ancak kimse bilmedi.
    Bilmedi…
     
    H.K

    Paylaşımlar :

0 Yorum eklendi

Yorum Ekleyin

  • Adı
  • E-Posta
  • Yorumunuz

KULLANICI GİRİŞİ