Yükseköğretim - Lisans

Paylaşımlar :

  • HOCALAR EYLEME DESTEK VERDİ

    Akademisyenler Gezi Parkı için imza kampanyası başlattı. İstanbul’da yaşanan olayları kınayan öğretim üyeleri, polis müdahalesinin durdurulmasını istedi.

    Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinin 30 Mayıs Perşembe günü,http://bogazicigezi.blogspot.com adresinde açtığı imza kampanyasına iki günde 230 akademisyen destek verdi. Kampanyaya destek sürüyor. Öğretim üyeleri Gezi Parkı’ndaki yıkım faaliyetlerinin durdurulmasını talep ettiği imza metninde şu ifadelere yer verdi:
    “Biz, aşağıda imzası olan Boğaziçi Üniversitesi öğretim elemanları, Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesine karşıyız. Ağaçlarını korumak isteyen kentlilere uygulanan akıl dışı şiddeti kınıyor, yıkım faaliyetinin derhal durdurulmasını talep ediyoruz.”

    Polis müdahalesi durdurulsun

    Koç Üniversitesi öğretim üyeleri ise, bir çağrı metni yayınlayarak polis müdahalesinin durdurulmasını istedi:
    “Biz Koç Üniversitesi öğretim görevlileri Taksim Gezi Parkı’nın muhafazası için barışçıl gösteri hakkını kullananlara şiddet uygulanmasını kınıyoruz. Polis müdahalesinin bir an önce durdurulmasını talep ediyoruz.”
    İmza kampanyası linki

    “Hükümetler vatandaşına ölümcül şekillerde saldıramaz!”

    Türk Psikyatri Derneği ise, internet sitesinde “Hükümeti uyarıyoruz” ifadelerinin yer aldığı bir metin yayınladı. Derneğin bugüne kadar yaptığı çalışmalara da değinilen metinde özetle şunlar söylendi:
    “6 gün önce Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların alışveriş merkezi yapılması amacıyla kesilmesi ile başlayan ve tüm ülkeye yayılan protesto ve eylemler; insanların devletin kendi yaşama tercihlerine müdahale etmesine, hükümetin kendi politik inançları doğrultusunda tüm toplumun yaşam tarzını düzenleme çabalarına, ülkenin bütün ağaçlarının, derelerinin tepelerinin, hayvanlarının tüm doğa varlığının daha çok ‘kazanç’, daha çok ‘yatırım’ uğruna yok edilmesine ve Türkiye’nin doğusundan batısına silahlarla, insansız hava araçlarıyla, bombalarla, tomalarla, biber gazlarıyla, tazyikli sularla kendi halkına yaptığı zulümlere, verdikleri bir yanıttır.
    Bugüne kadar bu ülkenin psikiyatristleri olarak açılan tüm ruhsal yaraları tedavi etmeye, yaralananlara şifa bulmaya çalıştık. Ama artık hükümeti uyarıyoruz. Tıpkı en yakınında, en sevdiği annesinden babasından gelen fiziksel şiddetin çocuğun ruh sağlığına açtığı onulmaz yaralar gibi, kendi hükümetinin kendi yöneticilerinin kendi halkına açtığı bu savaşın yara izleri kapanmayacaktır. Bugün ülkenin tüm kentlerinden yükselen insanları kör eden, kalp krizi geçirten, öldüren biber gazlarının, insanların kemiklerini unufak eden tazyikli suların yaraladığı şey sadece beden değildir. Ve ruhsal yaraların izleri beden iyileştikten sonra bazen ölene kadar bizleri etkiler. Biz psikiyatristler bu yaraları kapatamayacağız, kapatmayacağız. Hükümetler; adil şekilde yönetmeyi vadettikleri insanların taleplerini tıpkı biz psikyatristler gibi dinlemeli, dertlerini anlamaya çalışmalıdır. Kendisine yükselen itirazları biber gazları ve tazyikli sularla bastıramaz, kendi vatandaşlarına ölümcül şekillerde saldıramaz!”
    Tam metni okumak için tıklayınız

    “Yıkım ve şiddet derhal durdurulsun”

    İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim elemanlarının imza attığı kınama metninde ise, “Kolluk gücünün kuvvete başvurmasını gerektirecek ‘tehdit’ neyse ona karşı kullanılacak ‘tedbir’ de onunla ölçülü ve orantılı olmak zorundadır” denilerek şöyle devam edildi:
    “Taksim Gezi Parkı’nda günlerdir uygulanan şiddet, ‘şeffaf bir karar alma sürecinin yokluğu’, ‘yerel katılımı küçümseyen bir karar alma tavrı’, ‘bu politikaya barışçıl bir biçimde karşı olanların ise güçle ezilmesi’ gibi bir tabloyu karşımıza çıkarıyor.
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2006 yılında kolluk gücünün biber gazı kullanımıyla ilgili Türkiye aleyhine verdiği bir kararda, diğerlerinin yanında, başka bir hak ihlalinin daha ortaya çıkacağına hükmetmişti: ‘Aşağılayıcı muamele yasağı’nın ihlali. Dün ve bugün ortaya konulan polis şiddeti idarenin kendi yurttaşlarını birer ‘böcek’ gibi gördüğü ve etkisiz kılmak için her türlü dezenfektanla ortadan kaldırmaya çalıştığı bir performans halini aldı.
    Demokratik toplumlarda, kolluk gücünün kuvvete başvurmasını gerektirecek ‘tehdit’ neyse ona karşı kullanılacak ‘tedbir’ de onunla ölçülü, orantılı olmak zorundadır.
    Dolayısıyla, İstanbullular olarak, karşı karşıya kaldığımız ve bizim yakınlarımız, öğrencilerimiz, dostlarımız ve öğretim elemanlarımızın da maruz kaldığı şiddetin hiçbir biçimde kabul edilemez olduğunu dillendirmek zorundayız.
    Ağaçlarını korumayı, düşüncelerini ifadeyi ve şeffaflığı, dolayısıyla demokrasiyi savunmayı barışçıl gösterilerle ortaya koymak isteyen insanlara uygulanan inanılmaz şiddeti kınıyor, yıkım faaliyetinin ve şiddetin derhal durdurulmasını talep ediyoruz.” 
    Üniversitenin yayınladığı kınama metni için tıklayınız

    İTÜ, Yıldız Teknik ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyeleri
    Dün 15.00’te İTÜ Taşkışla Mimarlık Fakültesi önünde bir açıklama yapılarak şunlar söylendi:
    “Ani bir kararla yapılan ve halen yapılmakta olan müdahaleleri kınıyoruz. İstanbul’da parsel ölçeğinde alınan kararlar gün geçtikçe artan AVM, rezidans, ofis ve konaklama alanları hem kente önemli oranda trafik yükü getirmekte hem de sosyal, ekonomik ve mekansal eşitsizlikleri arttırmaktadır. Kent içinde son kalan yeşil alanlara yönelik yapılaşma kararları, kentte yaşayanlara sorulmadan uygulanmaya devam etmektedir. Alınmakta olan birçok karar kanunlara ve kamu yararı ilkelerine aykırıdır. Şehir ve Bölge Planlama Bölümlerinin öğretim elemanları olarak her türlü planlama ve kent yönetimi ilkesine aykırı olarak alınan bu tür tepeden inme kararlar açıkça kentin asıl sahibi olan İstanbul halkı tarafından da onaylanmıyor. Kentlinin taleplerini ve kent hakkını hiçe sayan bu kararları kabul etmediğimizi ve Gezi Parkı’nın yıkımına karşı bir kent hakkının savunusu olarak sürdürülen direnişi desteklediğimizi tüm kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz”.

    Sabancı Üniversitesi öğretim üyeleri de ortak bir bildiri yayınladı. 
    “Sabancı Üniversitesi öğretim üyeleri ve çalışanları, Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmasını ve bu yıkıma karşı demokratik gösteri haklarını kullanan insanlara şiddet uygulanmasını kınıyoruz. Yıkımın durdurulmasını ve olaylarda şiddet kullananların cezalandırılmalarını talep ediyoruz.”

    “Özgürlüklerin tek güvencesi hukuk devletidir”

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu da bir açıklama yaparak, yetkililerden vatandaşların anayasal haklarını kullanmalarının sağlanmasını talep etti:
    “Son günlerde tanık olduğumuz şiddet içermeyen gösterilere kolluk güçleri tarafından yapılan müdahaleler ölçüsüz olup, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüğünü aşırı ölçüde kısıtlamaktadır. Bu gösteriler sırasında güvenlik güçleri tarafından vatandaşlarımızın yaşamını ve beden bütünlüğünü tehlikeye sokacak şekilde güç kullanılması suç teşkil eden bir fiildir. Bu şekilde suç işleyen kamu görevlileri hakkında taşıdıkları sıfat gözetilmeden soruşturma başlatılması kanun gereğidir. 
    Öte yandan yaşanan olaylar sırasında mülkiyeti kamuya veya üçüncü kişilere ait taşınır ve taşınmaz mallara kasten zarar verilmesini kabul etmek mümkün değildir. Bu kişilerin tespit edilerek haklarında hukuki işlem yapılması da kamu otoritelerinin görevidir. Aksi takdirde yasal sınırlar içinde gösteri yapan vatandaşların anayasal haklarını güvenli bir biçimde kullanmaları mümkün olmaz. 
    Özgürlüklerin tek güvencesi hukuk devletidir. Yetkili makamlarda bulunanları, vatandaşların anayasal haklarını kullanmalarını sağlama konusunda sorumlu olmaya ve yaşanan olayların yatışmasına katkıda bulunmaya davet ediyoruz.”
    Açıklamanın tam metni için tıklayınız

    “Halka gösterilen acımasız tavrı kınıyoruz”

    ODTÜ Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:
    “Taksim Gezi Parkı’nın yıkılarak yerine iş merkezi yapılma girişimi ile başlayan halkın karşı direnişi yıllarca içinde birikmiş olduğu baskılara karşı koymanın toplumsal isyanına dönüşmüştür. Toplumun  yeniden inşası sürecinde, otoritenin kendi düşüncesi doğrultusunda, insanın hak ve özgürlüklerini sınırlayıcı, evrensel değerleri değiştirmek suretiyle farklı boyut kazandırma çabaları bireyin temel özelliği olan sorgulama, düşünme, ifade etme, eleştirme ve yazma  hakkını elinden alarak, tek tip kalıba sokma, bireyin devlete karşı, azınlığın çoğunluğa karşı, güçsüzün güçlüye karşı haklarını savunmasının sınırlandırılması anlamına gelir. Bu da devletin, güçlünün elini kuvvetlendirir, baskı unsurlarını artırır ve toplumsal adaletin zedelenmesine sebep olur. Değerlerin bu kadar ayrıştığı ve siyasallaştığı toplumlarda demokratikleşme yerine daha baskıcı ve bireyin özel ve aile hayatına müdahalenin yolunun açılmasına da neden olur.  Bu şekillendirmeye karşı halkın bilinçlenmesinin önündeki  tüm engellere karşı tepki söylem ve eylem ise demokratik haktır. Çağdaş, sosyal hukuk devletinin, bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı gösterilen tepkinin, devletin baskı unsurlarını insan sağlığını yok sayan araç gereçlerin kullanılması Demokratik toplumlarda kabul edilir bir davranış değildir.
    Halka gösterilen bu acımasız tavrı kınıyoruz.”

    “Tek dersiniz bu olsun!”

    Galataray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim elemanları da ‘Nasıl Bir Medya İstiyoruz’ başlıklı duyuru yayınlayarak, öğrencilerine şöyle seslendi:
    “Demokrati ve temel hak ve özgürlüklerden yana; 
    Hükümet ve sermaye grupları başta olmak üzere hiçbir gücün tahakküm aracı olmayan;
    Bağımsız; 
    Basın özgürlüğünün, kendi yayın yapma özgürlüğü değil, halkın haber alma özgürlüğü olduğunun bilincinde;
    Evrensel habercilik ilkeleri olan insana saygı, doğruluk, dürüstlük ve objektiflik noktasından şaşmayan; 
    Hiçbir çıkarı, halkı zamanında, doğru ve çok yönlü bilgilendirmek ve halkın her kesiminden farklı sesleri en geniş biçimde topluma duyurmak görevinden daha üstün tutmayan;
    Halkın bilme hakkı söz konusu olduğunda susmayan, perdelemeyen, mazeret bulmayan, abartmayan, çarpıtmayan, kışkırtmayan, ötekileştirip, düşmanlaştırmayan, 
    Güçlünün sesini çoğaltıp, güçsüzün sesini boğmayan,
    Kısacası Gezi Parkı protestoları sırasında ne yazık ki Türkiye’de görmediğimiz türden bir medya istiyoruz. 
    Sevgili öğrencilerimiz, hiçbir zaman unutmayacağınız tek dersiniz bu olsun!”

    Kaynak: Hürriyet

    Paylaşımlar :

    Ekleyen Admin

    0 yorum

0 Yorum eklendi

Yorum Ekleyin

  • Adı
  • E-Posta
  • Yorumunuz

KULLANICI GİRİŞİ