Kültür-Sanat - Edebiyat

Paylaşımlar :

  • KÜRK MANTOLU TRAJEDİ

      Çok mu geç kaldım ki? diye sordum Sabahattin Ali’nin bu eserini okumadığımı öğrendiğinde şaşkınlığını gizlemeden kitabı elime tutuşturuveren arkadaşıma. Çok geçti evet… Ve yıllar sonra, kim bilir kaçıncı kez aynı eseri okuduğumda ve satırları ezberlemişçesine dimağımı tazelediğimde de aynı sorunun cevabı hala ve hep “Evet, çok geç…” olacak.

    Sabahattin Ali bu unutulmayası eserinde sıradışı yazın becerilerini okurları için ortaya koyarak belki de kendi yaşadığı, ya da hakkıyla yaşayamadığı yitik bir sevdayı, bir trajedyayı kaleme almış. Herkesin bir nebze kendisini bulacağı edebi başyapıtta Raif isimli bir çevirmen, ölmeden önce bıraktığı bir defterde Almanya’daki yokluk yıllarında hayatının yegane varlığı Maria ile yaşadığı saf, naif ve biçare aşkı anlatıyor ince detaylarıyla. O anlattıkça okur akışına kapılıyor olayların ve birden Raif oluveriyor eserin içinde hissederek kendini. Sonra Maria gibi hissediyor ansızın ve her iki tarafın da mutluluklarına, tedirginliklerine, umutlarına ve hayal kırıklıklarına ortak oluyor. Aynı yazgının dublörleri oluyor adeta…

    Raif ilk kez seviyor, Maria ise son kez… Raif umutları peşinde gençliğini tükettiği on yıl boyunca her gece bir kez daha ölüyor, Maria ise bir kez… Maria ölmeden kanından, canından ve aşkından bir parça, dünya güzeli bir kız çocuğu bırakıyor ardında; Raif ise dünya güzeli anılara dair elem yumağı satırlar…

    Nihayetinde ağlıyor okur, ağlayabiliyor uzun zaman sonra. İçli bir şiir, yüklü bir film sahnesi gibi aksediyor satırlar taşlaşmış yüreklerde; ve nihayetinde okur Raif oluyor, okur Maria’da buluyor kendini. Yaş dökerlerken karakterlerin her biri hep birlikte, tuvallere yansıyan ölümsüz bir suret beliriyor satırlarda; Kürk Mantolu Madonna…

    H.K.

    Paylaşımlar :

0 Yorum eklendi

Yorum Ekleyin

  • Adı
  • E-Posta
  • Yorumunuz

KULLANICI GİRİŞİ